Espiye Masaj Salonu

Espiye Masaj Salonu

Espiye Masaj Salonu “Peki verdin mi parayı?” dedi Grace sessizce. Nefes Al Julius suya çevirdi bakışlarını. “Sence?” “Bence duygularına dayanarak bir antak kalma yaptın. Parayı verdin ve içimden bir ses babanın bu parayı hiç geri ödemediğini söylüyor.” Julius’un dudağının kenarı büküldü. “İki söylediğinde de haklısın. Yaşamımda icra ettiğim en kötü yatırımdı. Hâlâ neden icra ettiğimı bilmiyorum.” “sebebi basit,” dedi Grace. “Babandı neticeta. İki numaralı kaideını onun için çiğnedin.”

“Zarar ettiğime şaşmamalı.” “Yapman gerekeni yapmışsın.” “İyi geceler,” dedi Julius. “Bir dakika, bir numaralı kaide ne?” “kimseye güvenme Julius telefonu kapayıp kemerini taktı. İskelenin ucunda birazcık daha durup konuşmayı düşündü. Yaptığı konuşma bir telefon seksi olmasa da Grace ile mevzuşmak boşandığından beri yaşadığı cinselliklerin hepsinden daha mahrem gelmişti ona. Bir mevzuda haklıydı: Uyku gelmeyecekti. İkiyi çeyrek geçe kalktı, kot pantolonunu ve ceketini giyip dışarı çıktı.

Espiye Masaj Salonu

Espiye Masaj Salonu Gecenin soğuğunda iskelenin ucuna kadar yürüdü ve Ellandların evine doğru uzayan karanlık suya baktı. Arka verandanın ışığı hâlâ yanıyordu ve zayıf bir ışık tüm pencerelerdeki perdeleri aydınlatıyordu. Sabah koşusuna çıktığı süre şafakta Grace’in evinin önünden geçerken, gece ışıklarının hâlâ yandığım biliyordu. Grace, Cloud Lake’e geldiğinden beri hiçbir gece sönmemişti. Nefes Al G race tam buğday ekmeğinden bir dilimi ekmek kızartma makinesine atmak üzereyken telefon çaldı. Ekrana bakıp arayanın ablası olduğunu görünce yanıt verdi. “gene hamile bulunduğunu söylemek için mi arıyorsun yoksa?” diye sordu açar açmaz.

“Eğer öyleyse tebrikler.” “Aramamın nedeni,” dedi Alison, “az önce gazetede Witherspoon Way Şirketi’ndeki zimmete para geçirme olayını okumuş olmam. îyi misin?” Alison yine o sert ve ciddi avukat ses tonuyla mevzuşuyordu. Böyle konuşması hiç iyiye işaret değildi. “Kötü haber çabuk yayılırmış,” dedi Grace. “Ve evet, ben iyiyim.” Elinde telefonu pencereye doğru yürüdü. Bu, günün en sevdiği saatiydi. Geç görünen kış güneşi henüz yükselmemişti fakat gölün yüzeyini çelikten bir aynaya dönüştürecek kadar bir ışık vardı gene de gökyüzünde. Gölü izlerken gri eşofmanlı bir adam gördü. Sonsuza dek koşabilirmiş gibi yavaş bir ritmde adeta J ayne Ann Krentz akıyordu kıyıyı dolanan koşu parkurunda. Mutfak ışıkları yanıyordu.