Espiye Masaj Salonu Hizmetleri Ebru

Espiye Masaj Salonu

Espiye Masaj Salonu  “Babam öldü” dedi çabucak,

“Anneme erişince…”

Gözlüğünü çıkardı, camları temizlemek için boşuna bir

şeyler aradı.

“Teyzemle otururdum. Teyzemin şekerci dükkânı vardı.

Öyle çok şeker yerdim ki! Canımın istediği kadar yerdim.

Baban ne vakit kurtaracak bizi?”

“Elinden geldiği kadar çabuk kurtaracak.”

Domuzcuk sudan çıktı, sırılsıklam ve çıplaktı; gözlüğünü

çorabıyla sildi. Kulaklarına gelen tek ses, mercan

kayalıklarında parçalanan büyük dalgaların uzun gıcırtısıydı

şimdi.

“Baban nereden biliyor bizim burada olduğumuzu?”

Ralph, tembel tembel yuvarlanıp durdu suların üstünde.

Suyun ışıltısıyla çarpışarak her yeri kaplayan hayal

görüntüleri şeklinde, uyku sardı onu.

“Baban nereden biliyor bizim burada olduğumuzu?”

Ralph “Biliyor” diye düşündü,

“çünkü, çünkü, çünkü…”

Ralph’ın kulaklarından çok uzaklaşmıştı dalgaların

kayalardaki gümbürtüsü:

“Havaalanında ona söylerler.”

“Söylemezler, Pilotun dediğini duymadın mı? Atom

bombası söylediğini? Hepsi öldü.”

Ralph sudan çıktı, Domuzcuk’un karşısına dikildi, bu

alışılagelmemiş problemi düşündü.

Domuzcuk direniyordu:

“Burası bir ada değil mi?”

Espiye Masaj Salonu

Ralph ağır ağır konuştu:

“Bir kayanın üstüne tırmandım. Burası bir ada bence.”

“Hepsi öldü” dedi Domuzcuk. “Burası da bir ada. Hiç kimse

bilmiyor bizim burada olduğumuzu. Baban bilmiyor, hiç

kimse bilmiyor…”

Domuzcuk’un dudakları titredi, gözlüğünün camları

buğulandı:

“Ölünceye dek kalabiliriz burada.”

Domuzcuk bunu söyler söylemez, ısı sanki arttı,

tehlikeli bir yüke dönüştü. Ve lagünün suları, gözlerini kör

eden bir ışımayla, üstlerine hücumr şeklinde oldu.

“Üstümü başımı alayım” diye mırıldandı Ralph,

“şurada.”

Güneşin düşmanlığına boyun eğip, minik adımlarla kumda

koştu. İskele biçimindeki kayalığın üstünde, şuraya buraya

atılmış giysilerini buldu. Kurşuni gömleği sırtına geçirmekten

acayip bir haz aldı. Sonra kayanın kenarında yeşil gölgelikte,

rahat bir kütüğe oturdu. Giysilerinin çoğunu kolunun altınasıkıştıran Domuzcuk da oraya tırmandı. Durgun lagüne bakan

küçük yalıyarın yanında devrilmiş bir ağaç kütüğüne yerleşti

dikkatle. Sularla ağaçların karmakarışık yansımaları, teninin

üstünde titreşiyordu.

Domuzcuk, çok geçmeden konuştu:

“Ötekileri bulmalıyız. Bir şeyler yapmalıyız.”

Ralph bir şey söylemedi. İşte bir mercan adasıydı burası.

Kendini güneşten koruyor, Domuzcuk’un uğursuz laflarınakulak asmıyor, tatlı düşlere dalıyordu.

Domuzcuk ise direniyordu:

“Kaç kişiyiz burada?”